Ümmetin “Uyanış ve Kıyam Yeri Olan Mekke ve Medine” ile mutemir olmayı anlamaya çalışacağız. İslam ümmetinin diriliş ve toplumsal tevhidi anlayışının kıyamını Haremeyn dışında aramaya, Kur’an ve Sünnetin müsaade etmediğini müşahede ettim.
İslam alemi, tarihi süreci bu anlamda iyi okumalı. Bu bağlamda İslam alemi kendi öz kaynaklarına yeniden rücu etmeli. Bu iki noktanın önemini anlamak için batının içimizdeki modernistler üzerinden ulema ve ilmi kaynaklarımızı itibarsızlaştırmalarını pür dikkat gözetmemiz gerekir. Batının, bu planlarını anlamaya çalışmak amentüyü çalışmak kadar önemlidir.
Temel kaynaklarımız, Kur’an, Sünnet ve alimlerimizin ilmi miraslarıdır. Bu anlamda aziz İslam ulemasına minnet borcumuz, onları hayırla yâd etmekten geçer. Kur’an ve sünnet sabitelerimizdir. İlmi ictihadları değişebilen zenginlikleri ve ictihadı, ilimdeki özgürlük üzerinden okumalıyız. Bu arada aydın, gelenekçi ve yenilikçi gibi zehirli bal mesabesindeki kavramlar aramıza alınan çatlak sesler ümmete ait olmayan uyduruk kavramlardır. Kur’an okuma ve onu anlamaya, sünneti araştırıp Peygamber uygulamasına ulaşmaya çalışmamız sorunlarımızın üstesinden bu ümmetin gelebileceğine olan bir ihya ruhunu, Umre yeniden yeşertmiştir.
İslamî kaynaklardan beslenmeyi ne ihmal ne de imhal etmeden yoğun bir çalışmayla toplumlarımızı ve hususen gençlerimizi yönlendirmeliyiz.
Düşmanlarımız sistemli, örgütlü ve teşkilatlanarak üzerimize gelirken biz Müslümanların bireysel çabalarla düşmanımıza galip olmamız çok zor olur. Umre bu sistemi ilmik ilmik yeniden hatırlattı. Düşmanlarımız tarihin seyri içinde İslam aleminin sistemlerini çökerttiler. Bedeni bizden ruhu gavurdan yana insanları başımıza amir tayin ettiler. Kendi sistemlerini bize dayattılar. İslam nizamının sisteme bakan yönünü gözden düşürmek için başta yasalar olmak üzere her türlü yollarla engellediler.
Alimlerimizi ve ilmi kaynaklarımızı itibarsızlaştırmak için içimizde çok sinsi çalışmalar yürütüyorlar. Bu hal üzerinden belli bir zaman dilimi geçtikten sonra, alemi İslam’ın geri kalmışlığını İslam’a yüklediler. Bu geri kalmışlıktan kurtulmak için batı sistemlerini gösterdiler. Bu konuda içimizde kiralık kalemler ve bunları takip eden ilmi yetersizler üzerinden Allah’ın dinini içinden çıkılmaz bir dinmiş gibi göstermeye gayret ediyorlar. İslam’ı bilmeden sünnet ve ulemaya düşmanca bir dil kullanarak İslam’ın hayat sistemi oluşuna peygamber uygulamasına gölge düşürmeye çalışıyorlar. Dinin hayata yönelik temel ilke ve prensiplerinin olmadığını ve dini birtakım ahlaki kurallardan ibaret gösteriyorlar. Umre, İslam’ın bu konudaki pratiğinin tüm ayak izlerini bir daha müşahede ettirdi.
Şafii, Suyuti, Gazali, Hanife, Cafer, ve Malik gibi şahsiyetler batının olsaydı onları ilah edinip taparlardı. Peygamberi ve ulemayı itibarsızlaştırma, basit spontane bir proje değildir. Emperyalizmin ve şarkıyatçılığın fikri, siyasi, iktisadi ve sosyal olarak çok yönlü bir projesidir. Bu anlamda, çok ciddi disipline olmuş bilinçli bir teşkilat olmadan bunun üstesinden gelebilmek çok zor olur. Burada tevhidi kucaklayıcı bir düşünceyi yeniden disipline etmede umreler tam bir ilaçtır.
İçimize empoze edilen Kur’an Müslümanlığıyla mealcılık, tevhid adıyla tekfircilik ümmete ait bir proje değildir. Ümmetin büyük çatısı olan Kur’an, sünnet ve ehli ilmi bir arada tutan bir İslam anlayışı ile bunların üstesinden gelebiliriz.
İslam’ın o peygamber uygulamasının tüm izleri umredeki basiret gözüyle bir bir görülüyor.
Bu bağlamda, Mekke ve Medine ümmetin manen beslendiği, hiçbir bahane ile terk edilemeyen mekanlar olduğunu tehayyül ettim. Bu ruh anlayışı içinde aralıklarla umreye gidip mütemir olmamız gerekir. Umre, ismi mastar olup umreciye mutemir denilir. Her Müslüman, imkanlarını zorlayarak aralıklarla mutemir olmaya çalışmalı. Bu da umre ile olur.
https://dogruhaber.com.tr/yazar/cemal-cinar/25924-umre-ziyareti-ve-kabe-kalp-iliskisi/